Kargo süremiz 21 iş günü beraberindedir.
← Tümünü Gör
Safir Tabletler • 3 Ekim 2026
Tabletler

Lubartu

Lamastu-Göğün Yırtıcı Kızı

Rahatsız edici bir yazı olabilir ama bu enerjinin olmadığı anlamına gelmez. Yeryüzü hikayeler ile sırlanmıştır ve bu hikaye bizim al karasının atasıdır. Geçen yıl Lubartu hikayesini tüm Türkiye dinledi benden. Bana bir tılsım yaptırıldı hayatımda ilk kez adı tılsım olan bir şey yaptım. Orada tanıdım Luıbartu'yu. Birebir deneyimledik hatırlayın, site çöktü kaç defa. Ama biz tanıdık bildik ve öğrendik. Ayrıntıların olduğu videoyu da yazının sonunda vereceğim. Ben size bu kadını anlatmak istiyorum; zira 2026 10. ay itibari ile yeniden aramızda...

Bir anlatıda, gökten kovulmasının sebebi ağzıdır; insan yavrusunun etini istemiştir.

Adı Lamaštu. Eski yayınlarda Labartu diye okuyacağınız, Lubartu adıyla andığımız o varlık. Babası Anu, Mezopotamya’nın gök tanrısıdır. Soyu yukarıya uzanır; açlığı, aşağıda yeni doğmuş bir bedeni bulur. Bazı anlatılar onu bu yüzden gökten sürülmüş, öfkesiyle yeryüzünü dolaşan bir kudret olarak gösterir. Kadınların doğurduğu, onun aradığıdır.

Şimdi onu sazlıkların içinden çıkarken düşünün. Sular bacaklarından süzülüyor; saçları çözülmüş, yüzünde bir dişi aslanın ağzı var. İnsan gövdesinin altında yırtıcı kuş pençeleri. Eski sözler yürüyüşüne öküzün ağırlığını, atılışına koçun hızını verir. Ellerini anlatırken etten ve kandan söz ederler. Lamaštu’nun suretinde tabiatın ayrı ayrı bedenlere dağıttığı yırtıcılık bir araya gelir; karşısına geçen insan, hangi hayvanın korkusuyla geri çekileceğini bilemez.

Evinize varmak için kapıyı kırması gerekmez. Pencereden girer, kapının döndüğü yuvanın çevresinden süzülür. Doğumdan sonra hâlâ kan ve süt kokan odaya kadar gelir. Mezopotamyalılar gebeye, lohusaya ve bebeğe yönelen felaketleri onunla açıklamış; özellikle çocuğu ele geçirip kendi göğsünden emzirerek öldürmesinden korkmuşlardır. Anneyle yavru arasında henüz kurulmakta olan bağı, kendi bedeniyle işgal eder.

Tasvirlerinde memelerine uzanmış köpek ve domuz yavruları görürsünüz. Ağzı yırtıcı, göğsü süt veren bu bedenin önünde şefkatin bildik işaretleri çözülür. Tarak, iğ, giysi iğnesi gibi kadınların gündelik eşyaları da çevresindedir; bazı tasvirlerde bunlar onu yatıştırıp göndermek için sunulan armağanlardır. İnsanlar onun gitmesini isterken yolculuğuna azık bile hazırlar. Bir annenin evinden çıkması uğruna, göğün kovduğu kıza yeniden yol verilir.

Yedi adını sayarlar. Birini eksik bırakmaktan çekinirler; çağrılmayan adın ardına saklanabileceğine inanırlar. Onu uzaklaştıracak söz, varlığını bütün adlarıyla kuşatmalıdır.

Ve karşısına Pazuzu’yu çıkarırlar: kötü rüzgârların hükümdarını. Kendisi de korkulan bu varlığın yüzü, Lamaštu’yu geri çevirmek için taşınır. Kadim dünyanın korunma bilgisi burada insanı sarsar; bir dehşetin önüne, onu durdurabilecek başka bir dehşet dikilir. Anne, çocuğunun başucunda bu korkunç yüzün nöbetine sığınır.

Lamaštu’nun hikâyesinde gök ile doğum odası arasındaki mesafe böyle kapanır. Anu’nun kızı, bir ölümlünün yavrusuna uzanır. Karşısında uykusuz bir kadın vardır; kapısını, duasını, elindeki küçücük koruyucu sureti onun önüne koyar.

Lamaštu’nun ardından geriye uzun bir korunma tarihi kalır. İnsanlar onun suretini taşa kazımış, çevresini onu uzaklaştıracak sözlerle kuşatmış; bu tılsımları bedenlerinde taşımış, odalarına asmıştır. Her biri aynı yakarışın maddede aldığı biçimdir: doğuran kadın sağ kalsın, doğan çocuk yaşasın, bu kudret evden uzaklaşsın.

Sonraki çağların lohusa ve bebekleri tehdit ettiğine inanılan varlıklarında da bu eski korkunun yankıları duyulur. Adlar, anlatılar, korunmak için söylenen sözler değişir; yatağın başındaki nöbet sürer. Tılsımın hikâyesi o nöbetin içinde büyür: insanın en kıymetli bildiğini savunmak için taşı, ipi, sözü ve duayı yanına aldığı yerde.

Lamaštu’yu anlatırken korunma geleneğine de dönmemiz bu yüzden. Onun adını binlerce yıl taşıyan eller, karşısına konacak şeyi de aramış. Bir kadın doğurmuş; öteki su getirmiş, bir başkası başucuna oturmuş, bir el koruyucu sureti yerine asmış.

Göğün kendi içinde barındıramadığı kızına, yeryüzünde bir anne kapıyı kapatır.

Dehşetin bir adı varsa, eşiğin de bekçisi olmalı..

....

Bu tılsımı kimler kullanmalı?

Doğumun ardından kırk gün… Kadının bedeni hala açıldığı yerden toparlanırken, evin bütün dikkati küçücük bir soluğun çevresinde toplanır. Lubartu için hazırladığım koruma tılsımının niyetinde lohusanın dinlenmesi, bebeğin huzuru ve o başucunu bekleyenlerin duası vardır. Evlat arzusunu içinde taşıyan, bedenini ve kadınlığını ihtimamla korumak isteyen kadınlar da bu niyete kendi hikayeleriyle yaklaşır.

Sonra evin başka odaları açılır. Aynı yastığa baş koyup birbirinden uzak düşen eşler; sadakatin incindiği, sözün sertleştiği, tartışmanın sofrada kendine yer edindiği haneler… Buradaki korunma dileği, sevginin ve güvenin gözetilmesine uzanır. Kadın kendi hayatında huzur ister; mahremiyetinin, emeğinin, kurduğu yuvanın kıymetini bilmek ve bildirmek ister.

Gece de bu niyetin içindedir. Kabusla uyanan yetişkin, karanlıktan ürken çocuk, yatağına uzandığında günün ağırlığını üzerinden indiremeyen insan… Yalnız yaşayan bir kadın için evin sessizliği başka türlü duyulur. Kapıyı kapatır, lambayı söndürür; kendi çatısı altında rahatça soluk almayı, uykusuna güvenle bırakılmayı diler.

Dışarıda ise insanın üzerine çevrilmiş bakışlar, kıskançlıklar, bitmeyen talepler vardır. Korunma niyeti burada kişinin sınırlarına yönelir: her sözün içeride kalmaması, her gerilimin bedende taşınmaması, başkalarının hırsına kendi hayatından yer açılmaması için.

Hastalık karşısında esenlik dileyenlerin, işini ve emeğini gözetmek isteyenlerin duası da bu geniş halkaya katılır. Dükkanını açan, kazancını ailesinin sofrasına taşıyan insan, alın terinin karşılığını ve hayatındaki istikrarı korumak ister.

Lubartu benim en aykırı sürecimdi. Ve şimdi enerjisi yeniden canlandı. Hissediyorum...

7 DÜĞÜM KEHRİBARI-LUBARTU TILSIM- 1883.75 ₺

İncele

Yorumlar

Hande Kismet Karadayi 3 Eki 2026

En sevdigim Üstümde hep taşıdığım🙏🙏