Saba Makamı

Ben, Safir Saba, Gökyakut…
Firkatin şafağında kaybolmuş, aşkın diyarında yetim kalmış bir gelin.
Bu çağın çölüyle sınanmış, hicranın gölgesinde donmuş, taş kesilmiş bir kalp; her vuruşta çatlayan, her feryatta paramparça olan, ama yine de aşkın ateşinde kül olmadan direnen bir et beden…

Ya Hakk
Ah Allah… Ah…
Ah be…

Allah’ım! Ne yana dönsem firkat, ne yana varsam ayrılık…
Gecelerim sükût, ama içimde kükreyen bir deniz var; dalgaları göğsüme çarpıyor, feryadım yıldızları deviriyor! Dilsiz dağlar inliyor, taş dile geliyor…Taş dile geliyor…Taş sözüm oluyor.

Suskun kervanlar adımı anmadan geçmiyor! Ey Rahman, beni bu feryadın yankısında bırakma! Kalbimin içinde susmayan bir yangın var, bir çöl fırtınası gibi içimi kavuran… Hangi vadilere insem, hangi göklere yükselsem, hasretimin ipi boğazıma dolanıyor, seni ararken kendimi kaybediyorum! Gecenin en koyu vaktinde yankılanan bir yetim çığlığı gibi, semalara yükseliyor ahım… Göğsümde bir kafes, içimde çırpınan bir kuş; kanatları paramparça, ama hâlâ uçmaya, sana varmaya çalışıyor! Yüreğimde açılan bu derin yaraya hangi su merhem olur? Hangi dua beni bu sürgünden alır? Bu yük ağır Allah’ım, bu firkat dipsiz, bu yangın çaresiz… Dayanamıyorum, beni duy, beni al, beni aşkının kudretine yaklaştır! Benim nefesim Sana çağrıdır, her soluk alışım, her titreyen parçam vuslat için yakarır! Beni duy, beni al, beni erdir!

Saçlarımı kavradım, her telinde çağlar öncesinden gelen yankılar vardı, her dokunuşumda unutulmuş bir hayatın fısıltısı saklıydı. Belkıs gibi, bir devri geride bırakıp, bilinmezliğe yürüyen bir kadının yalnızlığıyla savruldum. Zamanın derinliklerinden süzülüp gelen hikâyeler, saç tellerime asılı; her biri bir duanın yankısı, bir vefanın izi, bir unutuluşun hüznü…

İstemiyorum kara saçlarımı…
İstemiyorum.

Bir zamanlar, yıldızların dahi adımı bildiği gecelerde hüküm süren bir lacivert iken, avuçlarımda sımsıkı tuttuğum kader, parmaklarımın arasından süzülüyor, her telin arasında saklı hikâyeler unutuldukça, ben de eksiliyorum.

Az kaldım görmüyor musun.

Gökyüzüne yükselen bir ağıt gibi, ruhumun geçmişi ve geleceği arasındaki bağ inceldi, inceldi, nihayet koptu. Ve ben, kendi suretimi dahi tanıyamayacak kadar unutulmanın eşiğine geldim… parmaklarımda aşkın kan kırmızısı izleri,
Ellerim dua için kalkmaz oldu, çünkü her yakarışım kanla yazılıyor, çünkü içimden taşan bu aşkı, bu özlemi hangi kelimeye sığdırabilirim Allah’ım!

Ey kalplerin sevdası, ey aşkı yaratan! Senin nurunu arayan, sana doğru çırpınan bu kulunu duy!
Aşkın aleviyle yanıyorum, ruhumun derinliklerinde volkanlar patlıyor, ben artık dayanamıyorum.
Beni bu suskun kervandan, bu sürgün yurdundan çıkar Allah’ım! Sesimi duy, yakarışımı işit!

Ben, aşkın en kadim dergâhında, yoklukla var oluyorum.
Dilimde tek bir kelime kaldı: SEN!
Ey Rahman! Ey Vedûd! Ey aşkın hakikati!
Beni bensizliğimle imtihan etme, beni aşkından mahrum eyleme, beni bu suretin ötesine, bu fâni zindanın ardına, hakikatine ulaştır!

Kavuşmak nedir bilmeden yanıyorum,
Yanmayı aşk sanarak yürüyorum…
Mevlâna gibi, gecemin düğün olmasını bekliyorum…
Öyle yak ki beni, öyle erit ki, toprak olayım, taş olayım, göğe yükselen bir duman olayım!
Beni benden al Allah’ım, beni Sana al!

Ey Leyla’sını kaybetmiş Mecnun’un Rabbi,
Ey Yusuf’un Züleyha’sı olan Yâr,
Benim de kalbim bir kuyunun dibinde, susuz, aç, yaralı,
Benim de gözlerim uzaklarda, vuslatı bekleyen bir yetim gibi…

Ey en güzel aşk! Ey en büyük Yâr!
Beni Sana al, ben artık dayanamıyorum…

Saba Makamı” yazısında bir düşünce

  1. İlknur diyor ki:

    Ah kalbimmm♥️ nasıl daha çok yanar bu yürek öğrenmek istiyorum…nasıl daha çok sevebilirim..39 yıl uyudum… ama artık anlıyorum biliyorum uyanmak negüzel bu duyguyu kaybetmek istemiyorum…Mayıs ayında 40 yaşıma basıyorum.ne güzel hediye verdi bana sende 1 yıldır hayatımdasın yeni başlıyorum bildiğim herşey yıkıldı … yürüyecek çok yolum öğrenecek çok bilgi var. Sen yaşa uzun yaşa anlat böyle tamamla bizi💋

İlknur için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir