Lohusalık Desteği
₺3.190,00
Adet
1
<p>Bunu ben çok kısa süre de olsa yaşamıştım. Hazel ilk doğduğunda aman tanrım. O heyecanımdan eser kalmamıştı. Hatırlamak bile istemiyorum. Ama neyse ki çabuk atlamıştım. Şimdi hayat bir cennet O'nunla :)</p><p>Tıbbi düzlemde lohusalık, plasentanın ayrılmasıyla östrojen ve progesteronun hızla düşmesi, rahmin eski boyutuna dönme çabasıdır. Ancak biz biliyoruz ki lohusalık bir organın küçülmesi değil, bir ruhun genişlemesidir aslında :) Dokuz ay boyunca bir cana ev sahipliği yapan rahim, o muazzam misafiri uğurladıktan sonra "mukaddes bir boşluk" ile baş başa kalır. Bedendeki o sarsıcı üşüme ve boşluk hissi, aslında giden canın bıraktığı izlerin, kadının kendi ruhuyla yeniden dolma çabasıdır. Bence çok hüzünlü. Ve baktığınızda ne büyük travma.</p><p>Hani ölmeden önce öl denir ya.Tekamül yolunda lohusalık, kadının <strong>"Ölmeden Önce Ölme"</strong> makamıdır. Eski kadın "ölmüş", içinden bir evlat çıkarmış ve şimdi bir "Anne" olarak yeniden doğmaktadır. Bu süreçteki hüzün (postpartum) eski benliğin vedasıdır. Kadın bu dönemde ne tam dünyadadır ne de tam ötede; o, iki alem arasındaki ince bir perdedir. Bu yüzden sesi hassas, teni şeffaf, kalbi ise bir kuşun kanadı kadar kırılgandır. </p><p>Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem’in doğum anı ve sonrası anlatılırken, onun yalnızlığına ve yaşadığı o büyük insani sarsıntıya dikkat çekiliyor Kuran'da. Meryem, o muazzam mucizeyi kucağına aldığında <em>"Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim"</em> (Meryem, 23) diyecek kadar ağır bir ruh hali içindedir.</p><p>İlahi şifa ona şöyle seslenir:</p><blockquote><em>"Ye yiyip iç, gözün aydın olsun..."</em> (Meryem, 26)</blockquote><p>Bu ayet, lohusa kadına verilen en büyük ruhsal destektir: <strong>"Dünyanın geri kalanını unut, sadece beslen, dinlen ve varlığının mucizesine bak."</strong> Allah, Meryem’e taze hurmalar sarsmasını söyleyerek, kadının bu dönemde hem bedensel hem de ruhsal olarak "toprakla ve meyveyle" bağ kurması gerektiğini işaret ediyor.</p><p>Uzak Doğu'nun gizli öğretilerinde anlatılır ki; bir inci tanesi istiridyenin karnından ayrıldığında, istiridye bir süre kapağını tam kapatamaz. İçerideki o derin sızı, incinin yokluğundan değil, istiridyenin kendi etinin yeniden şekillenmesindendir.</p><p><strong>Anlatılır ki;</strong> Genç bir anne, kucağındaki bebeğiyle hüngür hüngür ağlayarak bilge bir kadına gitmiş: <em>"Neden içimde bu kadar büyük bir kuyu var?"</em> diye sormuş. Bilge kadın, elini annenin kalbine koyup demiş ki: <em>"Evladım, sen sadece bir bebek doğurmadın. Sen, kendi çocukluğunu da doğurdun. Şimdi o çocuk içeride ağlıyor, ona da meme ver, onu da sarmala. O boşluk kuyu değil, yeni hayatın ekileceği tarladır. Kırk gün boyunca sus, sadece ruhunun rüzgarını dinle. Toprak sarsılmadan, tohum uyanmaz."</em></p><p>Güzel taze anne, can taşıyan can; şu an hissettiğin o hüzün, ruhunun "genleşme sancısı". Kendini topluma, eşine veya dünyaya kanıtlama derdini bırak. Sen şu an <strong>Arş-ı Ala</strong> ile yeryüzü arasında bir köprüdesin. Sütünle sadece bebeğini değil, kendi yaralı çocukluğunu da besliyorsun. Şifa, o boşlukta kaybolmakta değil, o boşluğun kutsallığına secde etmektir.</p><p>Geçecek...</p>