Hiçbir şey insanı, kendi kalbinden sürgün eden o gece kadar büyütemez.
Kadın!
Sevgisinden bir türbe kurmuştur suskunluğa.
Adına hayat denen bu uzun çöl yürüyüşünde, her adımıyla biraz daha görünmez olur.
Kendini unutur.
İsmini bile bir dua gibi fısıldamaz artık.
Ama gökyüzü unutmaz.
Ay unutmaz.
Bir kadının kalbinden gözyaşı indiğinde,
Ay bir daha hiçbir kadına sırt çevirmemek üzere, onun adına yemin etti.
Zira ay, sadakatin en eski suretidir.
Aynı döngüde bin kere ölür, bin kere doğar.
Ama her seferinde sevdiğini göğe taşır, adını ışığa yazar.
İşte bu kolye,
bir zamanlar kalbinden sürgün edilen her kadının boynuna dönen
göksel bir hatırlatmadır.
Bir taş değil, bir söz’dür.
Unutulmuş ama bozulmamış yeminlerin
mavi ışıkla yazılmış hatırasıdır.
Gümüş zinciriyle geceyi kalbine bağlar.
Aytaşı, sır saklayan bir göz gibi parlar:
Bazen sessizdir,
bazen karanlığı delip geçen
bir hatırlama çığlığıdır.
Bu kolyeyi taşıyan kadın;
bir ilişkiyi, bir geçmişi, bir ismi değil—
kendi göğünü boynuna asar.
Ve artık bilir ki:
Giden dönmeyebilir.
Ama Ay, hep gelir.
Ve hiçbir kadını yarım bırakmaz.
Çünkü bir gece yemin etti;
ve o yemin, her kadının teninde yankı bulana dek sürecek.
…
Kolyede yer alan Aytaşı,
yüzyıllardır dişil bilgelikle anılan Himalaya eteklerinden çıkarılmış,
ışığını hiç yitirmemiş bir taştır.
Bu taş, Hindistan’ın Rajasthani çöllerinden gelen bir usta tarafından,
geleneğin kalbine sadık kalarak, el işçiliğiyle işlenmiştir.
Her kıvrımı, her bağlantısı, geceyle kadın arasındaki kadim bağı
yeniden örmek üzere tasarlanmıştır.
Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.